| HER HÜZÜNDE NİCE ZAFER BESLERİZ / BU BİR TARZ MESELESİ |
|
müzik dinle video izle BİZİM MAHALLE EDEBİYAT, DÜŞÜNCE GAZETESİ![]() 19:24 - 2009-12-02 - yorum {1} - yorum yazFOTOROMAN
FOTOROMAN Belki seversin diye söyledim bu şiiri Cahillik işte Nereden bilebilirdim Fotoğrafların da bir gün silineceğini Zaman bir fon müzik gibi Akarken içimize Ben hani Seversin diye beni Ya Rabbi! Cahillik işte Nereden bilebilirdim Gerisi yalan… Abdulkadir AKDEMİR 18:58 - 2009-11-30 - yorum {0} - yorum yazSesli Harflerle Üzülüyorum
Sesli Harflerle Üzülüyorum -yaşamaya değmiyor hayat- Evet, sen felek, düş peşimden Şakakları çatlamış bir haziran sabahına Sözüm olsun, kalkmayacağım yatağımdan Koşmayacağım kollarına beşinci mevsim Her kuytusunda bir hayal beslediğim Dalgalara ateşimi sermeyeceğim Hükmen kaybetmişim, sormamışlar hiç Kiralık kimsesizliğimin acı yanını… Bilemedim, hüzün bana niçin müdavim Sesli harflerle üzülüyorum, gökyüzü kadar- Sakin ve gidişlere müptela yollar Ne zaman geleceği bilinmez zalim Ve işte ben Boğulmayı bilmem iskele kuşu Öğrenene kadar dur şuracıkta Yok oluşun doğumunu izleyeceksin Şehir dergisi sayı:41 Abdulkadir AKDEMİR 18:53 - 2009-11-30 - yorum {0} - yorum yazKEŞKE YALNIZ BUNUN İÇİN SEVSEYDİK BU ŞİİRİ: CEMAL SÜREYA / AkkA
KEŞKE YALNIZ BUNUN İÇİN SEVSEYDİK BU ŞİİRİ: CEMAL SÜREYA ŞİİRİNİ KISA BİR OKUMA DENEMESİ “İlkokulda ben adımdan, soyadımdan, okulumdan, mahallemizin adından, sokağımızın adından utanırdım. Düşünün: adım Cemalettin, soyadım Seber( ki anlamı yok, herkes yanlış anlıyor); Pürtelaş mahallesinde oturuyoruz, sokağımızın adı da Tavukuçmaz… Okulum da ahşap bir yapı; A, B, C diye şubeleri olmayan çok küçük bir okul. Pürtelaş’ın anlamını da bilmiyorum. Tabi yıllar sonra anladım gerçeği: O adlar (benim kendi adım dışında) ne güzel adlarmış! Ben o sıralar 8-10 yaşlarındayım…”. Cemal Süreya’nın bu sözlerini okuduktan sonra onu ve şiirini anlamak bakımından ne var ne yoksa baştan almak gerektiğini anladım. Tabi ki hayat hikâyesi olmazsa olmazıdır tek kişilik tanışmanın. Şair, hayatın üzerinde oluşturduğu derin çizikler ve hasar ile doğar. “Sevda sözlerini” elimize alıp bu hayat hikâyesine uzaktan bir siluet misali bakmayı deneyeceğiz. Şiir denince farklı sesler duymak her daim olasıdır. Şöyle diyelim. Neruda’ya göre ay ışığı, hüzünlü kuğu, sevgilim, hiç kuşkusuz şiirin en asli ve önemli unsurlarıdır ve fakat Mayakovsky’ye dönerse yüzümüz, şair, yazdığı şiirin işlevini “bir devrim yazarı olarak var olma, devrim için var olma, kavgadan uzak kalmama hakkımı savunarak, savaşa koyulma” şeklinde açıklar ve yine şiirin amacı “ozanın kıvırcık bir koyun gibi gezinen, lirik ve sevdalı temaları meleyen biri olmadığını göstermektir” der. Bundan dolayıdır ki şiir için tam manasıyla nesnel bir görüş belirtmek imkânsız gibidir. Yazının temeline bir görüş almadan Süreya şiirinin bizde uyandırdıklarını seslendirelim. “Sevda sözleri” büyük bir ağaç. Üvercinka, Göçebe, Beni öp sonra doğur beni, Uçurumda açan, Sıcak nal, Güz bitiği, Kalanlar toplamında bir şiir denizi. Evet, Süreya’dan bize kalanlar. İlk şiiri “Şarkısı-beyaz”ı Mülkiye dergisinde yayımlayan Süreya ilk kitabı “Üvercinka” ile şiire sağlam bir giriş yapmış ve ismi bu kitapla anılır olmuştur. “Adının bir harfini atan” Cemal Süreya şiirini konuşabilmek için imge konusunda da bir düşünce sahibi olmamız gerektiğini düşünüyorum. İmge, şiir muhatabının aslen bilip tecrübe ettiğini sair zamanlarda hatırlatıp, sancılı hislerin doğmasına neden olan -olabilecek- sözlerdir. Şairin de farklılığı ve çarpıcılığı birçok gereğin önüne almasıdır diye düşünüyorum. Buna en iyi cevabı şairin en büyük mahsulü -sevda sözleri- cevap verecektir deyip şiirlere geçelim. Bu şiirleri okurken imgelerin yeterince karmaşık fakat bir o kadar ustaca kullanıldığını görürüz. Şairin her şiirine başyapıt gözüyle bakamayacağımız gibi okur da algı düzeyi ve şiir zevkine göre değer biçecektir imgeye ve şiire. Şiirin izinden yürüyerek karşımıza çıkanları şu mısralarla vermek uygun görünüyor. Adam adlı şiirinde “Adam yıldızlara basa basa yürüdü / Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı” der Süreya. Okuyanı dumura uğratacak, şaşırtacak, her okuyanın farklı bir mana çıkarabileceği ve çoğu insanı etkileyebilecek sözler, çağrışımlar çağrışımlar… Okuyanın gözünde canlanma ihtimali çok yüksek olan birçok fotoğraf vücut bulacaktır bu dizelerin ertesinde. Bir sonraki şiiri aşkta ise “Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. / Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler / Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin” der usulca. Şair aşkı doyasıya yazar. Kadına, ikinin ikincisine derinden sevdalıdır. Sevda Sözlerinde teklik ve yalnızlık değil de her daim iki kişilik yazılmışlık izlenimi verilmektedir. “Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti / Çünkü iki kişiydik” Dalga şiirinde “Ben ömrümde aşk nedir bilmedim / Süheyla’yı saymazsak ha ha ha” Süreya’nın şiirinde ikinin, çiftin büyük yeri var. Evet, bölüşmek başlı başına bir değerdir. Yalnızlığı da sevmeyecektir, bazen, aşırıya kaçan ciddiyeti de. Yeri gelecek bir güvercinin uçuşunu bölüşecektir yeri gelecek gökyüzünü… Özdemir İnce’nin şiir ve gerçeklik kitabında söze dair hayli ilgi çekici bir hikâye vardır. Kör bir dilencinin boynundaki tabelaya “doğuştan kör” yazısı yerine “bahar geliyor, ama ben yine göremeyeceğim” yazıldıktan sonra onu görenlerde daha fazla etki bıraktığı anlatılmaktadır. Dilenciye yapılan yardım 6-7 kat artmıştır. Ardından Roger Caillois’nin “sanırım söz sanatının, dolayısıyla şiirin başlangıcının kaynağı buradadır” tespitine yer verilmiştir. Şiir söyledikleri kadar vardır. İkinci Yeni’nin temelinde de zannediyorum bu daha fazla ve etkili söyleme isteği yatmaktadır. Şairi, şiirin kılcal damarlarında dolaşırken görürüz. İmgelerin de yardımıyla şiiri bize görünür kılar şair. Bunalım takıntısı olmasa da yeri geldiğinde kelimeleriyle okuyucuyu köşeye sıkıştırır ve sorar “Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?” Şiir adlı şiirinin “Ama İstanbullar kadınlar denizyıldızları / Hepsi hepsi geminin altında / Şişeler de orada çuvalın üstünde / Elimle koymuş gibi biliyorum” dizeleriyle anlaşılmazlığın sınırlarını zorlar şair. Bunu söylerken en başta söylediğim söze dönmek istiyorum. Şair çağının tanığı olduğu müddetçe, yani gözlerini yummadıkça, yaşadıklarını yazar. Biz onu ne kadar tanıyorsak o kadar anlar, anlaşılır kılarız. “Bizi bir kamyona doldurdular / Tüfekli iki erin nezaretinde / Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular / Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar / Tarih öncesi köpekler havlıyordu”. Derken şair yaşadığı sürgünü ve tarih öncesi köpeklerin havlamasını nasıl unutmadıysa, Süreya’yı tanıyan okuyucuya o denli etkileyici, görünür kılar. Diğer türlü pek de bir şey ifade etmeyecektir. Bunların yanında Süreya şiirinin vazgeçilmezi farklı kelimelerden de örnekler verelim. “Gözleri göz değil gözistan”, “gülüm-mera”, “kahin-klin” gibi kullanımlar ortalama şiir okuyucusuna mana olarak sessiz kalacaktır. Cemal Süreya’nın şiiri dünyaya bakan, dünyevi hazlarla yoğrulmuş, bu bakış ile içli dışlı olmuş bir şiirdir. Erotizm Süreya’nın sağ koludur fakat “Sevda Sözleri” erotik şiirler toplamıdır dersek herhalde haksızlık etmiş oluruz. Güzelleme adlı şiirinde “Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur / Ne günah işlediysek yarı yarıya” der. Bunun yanında şiir başka açılardan da bize, soracağımız sorulara ses verir. “Romantik Politik” diyebileceğimiz şiirler de yazmıştır Süreya Bu tabirin içi açılıp doldurulmalıdır tabi fakat ben burada örnek olacağını düşündüğüm bir şiiri işaret edip işin içinden sıyrılmayı düşünüyorum. “Onlar İçin Minibüs Şarkısı” bu bağlamda okunabilir. Sevda Sözleri”nin erotik şiirler toplamıdır dememizin haksızlık olacağını adeta haykırır bu şiir. “Pat pat pat diye gülerler bir motosiklet neşesiyle / Ama zariftirler de bir bisiklet kazasında ölmeyi akıl edecek kadar / patatesin ağaçtan mı koparıldığını tartışacak kadar naiftirler de / Hakçası bilmedikleri yoktur, bütün balık adlarını bilirler bir kere /…/ Kadındırlar nişanlıları kendilerine ada falan armağan ederler / Dardırlar da, söz aramızda, çekecek kullanarak işlemde bulunmak gerekir /…/ Ulusçudurlar bunun kanıtı olarak viskiyi kâseyle içerler / Ama batılıdırlar da lahmacuna havyar sürecek kadar…” Evet, onlar. Biz, şairin deyimiyle onların kim olduğunu bilmememize rağmen zannediyorum şiiri okuyunca bir özne bulmakta güçlük çekmeyeceğizdir. Fakat biz şiirlerin genel havası içerisinde çoğu kez Süreya’yı Edip Cansever’in “erguvan imparatorluğunda” sevda sözleri fısıldar bir halde duman altı kelimelerle uğraştığını görür gibi oluruz. Bu durum ise şaire hayli yakışır. İçinde bulunulan dönem de bu “kendi kendinelik” durumunu dolaylı olarak zorunlu kılmış ve belki de teşvik etmiştir. Bu durum dönemin düşünen insanlarında geniş çapta, yön değiştirme yoluyla büyük kırılmalara neden olmuştur. Zira büyük şairler silsilesinin devamı için bu tür etkiler, büyük kırılmalar gereklidir. Bundan ötürüdür ki biz Süreya’yı büyük şairler zincirini oluşturan sağlam halkalardan biri saymakta bir beis görmemekteyiz. “Yarım kafiyenin hatırı için” de zannediyorum yapamayacağı şey yoktur şairin. Süveyş şiirinde “Dengesini uzun bıyıklarına bağlı yürürken / Son derece ince bir kadın yüzünden sallantılı” diyerek sanki kendinden bir kesinti sunmaktadır okuyucuya. Cellât havası şiirinde iyice ezbere alınmış bir gerçeği yaşar gibi söyler “Ey idama hükümlü yurttaş / Altından çekilince iskemle/ İdare edebilirsen soluğunu / Yaşarsın kısa da olsa bir süre”. O nedenle “İçlenmek sanatında da bir o kadar ustadır”. Bunca şey yazdıktan sonra da “Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek” der. Banko şiirinde “Tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu” diyor fakat “sigarayı bırakanın şiiri”nde sigara içmemek birinci işim deyip kestirip atıyor. Sigarayı bırakmış olması inanması güç bir söz olur. Aynen “Yazmam daha aşk şiiri”nde dediği gibi. Buna rağmen “Biz tutup sigarayı güzelce ona tamamlıyoruz”. Türkçeye hassasiyetini bildiğimiz Süreya, Yunus ile Türkçe’nin süt dişleri arasında bağ da kurmuştur. Birçok şair ve arkadaşı için dillendirdiği kalemin Yunus Emre’den de bahsetmesi bu hassasiyetin derecesi hakkında bir fikir verebilir. Şairimizin diğer isimler için yazdığı şiirler de başka bir yazının konusu olsun. Evet, biz Cemal Süreya’nın şiirinin üstündeki kaymağı yerimiz nispetince kabaca sıyırmaya çalıştık. Üstünde konuşamasak da sizler için birkaç dizeye daha dikkat çekelim. “ölümü hiç düşünmedim” “iki alev gibi yürüdük sokaklarda” “Alınyazımın tek okunaklı yeri” “Bakarsın dün en güvendiğin kişi / karşı tarafın şahidi olmuş / işte acıdır bu da / ölümden de korkusundan da”. Marx’ın sorusuna gelelim son olarak. “Neden bazı şiirler günün birinde sönüyor da bazıları yüzyıllar boyunca ışıklarını iletmeye devam ediyor? Tabi bu sorunun cevabını burada aramaya kalkmayacağız. Zira birkaç kısa izah ile de işin içinden çıkamayız. Bu unutulma meselesini ikinci yeni ve Süreya bağlamında ele alırsak, ikinci yeni her daim “müstakil şiirler toplamı” olarak değil de olağanı silkeleyen, baş kaldıran, farklılık getiren bir akım olarak yaşayacak ve hatırlanacaktır. Meydanlara, yüreklere, dillere inmeyen şiirin asırlarca boy atması hiç olmazsa çürümeden yaşaması dahi düşünülemez. Bir şiirin de ne kadar “biz” olduğunu ancak ve ancak zaman gösterecektir. Kapağı kapatmadan önce kitabın sonunda bulunan “Biliyorum sana giden” şiirini okumazsanız içiniz rahat etmeyecektir. Cemal Süreya gibi biz de noktayı şöyle koyalım. Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım Ama ayrıca, aldığın şu hayat Fena değildir.. Üstü kalsın.. Cemal Süreya bu şiiri söyledikten bir gün sonra 9 Ocakta bu dünyaya esaslı bir şiir bırakarak ölümü tatmıştır. “Sonrası iyilik güzellik”… 1.Ece Ayhan, Şiirin Altın Çağı, YKY, Nisan 1993 2.Cemal Süreya, Sevda Sözleri, YKY, Şubat 2009 3.Özdemir İnce, Şiir ve Gerçeklik, Türkiye İş Bank Kültür Yay. , Ekim 2001 4.Mehmet H. Doğan, Çağının Tanığı Olmak, YKY, 1.Baskı 5.Derleme, Saf Şiir Yoktur, Broy Yay. , 3.Baskı Abdulkadir AKDEMİR
21:22 - 2009-11-21 - yorum {0} - yorum yazŞEHRENGİZ DERGİSİ SAYI:3 / İZ / AKKA
İZ Şehirler bizi sordu caddelerine Ateşin düştüğü yer sulak bir alandı Demir attık kan denizine, dibe indi gözlerimiz Yağmura artan hüznüyle karışan kadın sustu Müstakil yıkıntılar, her insan basamaksız yükseliş sanarken Milattan öncesine yuvarlanan ilerleyişlerdik mesela Baş eğmeyen kelimeler sayıkladık uykumuzda Uyanınca erittik buz dağlarını ve boğulduk sonunda Kırdık mızrakları, kerkenez yarım kanat başucumuz Ölümü koklayarak yaşamış, yolumuzu bulmuşuz İz sürmüş melek, toprak yarılmış, karanlık kusmuş Yürüyen uzaklara varmış, koşanlar çok yorulmuş Zamane pencereler ardı isli önü sis bakınca Alabildiğine göz kuşatmış karanlığın koynunu Mahremiyet yalınayak dağılmış ortasından Bebek suskun, anne küskün gidenin arkasından Gök denizinin dibinde yürüyen insan Vurgun en çok sana yakışır Bırak sen gelmeyeni Yosun bağlasınlar Ardından … Şehrengiz dergisi sayı:3 Abdulkadir AKDEMİR
21:14 - 2009-11-21 - yorum {0} - yorum yazThe World Was Like a Boring Short Film* / BİZİM MAHALLE / AKKA
The World Was Like a Boring Short Film* Abdulkadir AKDEMİR I know something important if I want to die Without letting someone know Doesn’t work living a solitary life, being a dervish or all beauty To our puppet, elfs who doesn’t know how to speak Should teach how to die This is a roulette, if once you, once I don’t die everyday Or we don’t pretend to die The world wasn’t even worthwhile that we wore to our feet Going on the road I found this frenzy and it was peaky The secret that the rain gave to my face. Drop a little bullet! The ache sheltering the cave of my teeth, At night shooting of the coldness Newspaper burned, flaming the sun up the blood and sweat The dogs wandering on our footprints, now two footed, No matter where we turn, carrion of world falls behind us Neither our pauperization is clear nor we learned how to stand our head high For a life-time we waited the death as in passing it could pay a visit We just cut all the streets, the roads going long from a part and The cries of unresolved assassination If the goer do not turn back, we who don’t like to go Should have gone Turning on a frisky mass in the morning and in the night No, no we couldn’t do that it was hard to not to go mad We couldn’t love for the world was like a boring short film *“Bizim mahalle” için İngilizceye çeviren: Buket KÖYTEPE KISA METRAJLI SIKICI BİR FİLM GİBİYDİ DÜNYA Kimseden habersiz ölmek istiyorsam bir bildiğim vardır Tutmamıştır münzevilik, dervişlik ve bil umum güzellik Kuklamıza ölüm nedir öğretsin konuşmayı bilmeyen kötürüm cinler Zarını kırsın en çetrefilli yanından kemikler yani bu kumarın Rulet bu hani bir sen bir ben ölmesek her gün, ölür gibi yapmasak ya da Ayağımıza geçirdiğimiz kadar bile değerli değil ki dünya Bu cinneti soldan giderken buldum, solgundu Verdiği sır yüzüme yağmurun: damla biraz kurşun Dişimin kovuklarına sığınan ağrı, gece, vuruluşu soğuğun Gazete yanık, harlıyor güneşi kan ter, curcuna vesair Ayak izlerimizde köpekler dolaşıyor iki ayaklı şimdi Biz ne tarafa dönsek arkamızda kalıyor dünyanın leşi Ne süründüğümüz belli ne başımızı dik tutmayı öğrendik Bir ömür bekledik geçerken uğrasın diye ölüm Kestik caddeleri, uzayan yolları bir yerinden ve sesini faili meçhullerin Giden dönmeyecekse gitmeliydik ki dönmeyi sevmeyen bizler Yerinde duramayan aciz bir kütlenin üstünde gece gündüz dönerek Hayır hayır yapamazdık, delirmek işten değildi… Sevemezdik zira kısa metrajlı sıkıcı bir film gibiydi dünya Ortanca dergisi sayı:14 Abdulkadir AKDEMİR 21:00 - 2009-11-21 - yorum {0} - yorum yazSUSUN! SÖYLÜYORUM...
SUSUN! SÖYLÜYORUM… I Yırtık ve karanlık adamlar dolanmıştı gecenin boynuna Sarıp yılan gibi fitilini ateşliyordular kısırlığın Sekteye uğrayan ağır yıkımlarla keyif ehli Uyanmamak üzere yatıyordu pusuya Kapsüllere sığmayan dargınlığı alaya alıyordular Kulak tırmalayan yırtık güfteleriyle II Kaçkın seremoniler, farazi serenatlar Fark etmiyordu içimden geçen uzun ceketli rüzgârı Fare deliklerini tıkıyordular bir ara Kaçacak yer bulamasın diye şakağından vurulan insanlar Kulağımızı çekip korku fısıldayan soğuk rüzgârı Öpüyorduk karabasan işaret verdiği zaman III Toprağa serilen kartonlar, çekildiğimiz kuytu Yetmiyordu derin uykumuzu ısıtmaya Soğuktu beynimize saplanan zira IV Tane tane tangırdayan başlıksız paralar, kaba, huysuz Tabelalarında yönümüzü kaybettiğimiz şehirler Babadan kalma genetik bir sancıyı yaşamak gibiydiler Eskiydiler. Nefesime dar geliyordu artık gökyüzü Çünkü her metrekareye bir kuş düşüyordu Yapayalnızdık V Bu cenaze öldüğümden değil yola düştüğümdendi Kaybettiğimiz yolun dilsiz tarifçisi ardından güç bela gidiyorduk Oysa ne tarafa dönsek arkamızda kalıyordu dünya
"bizim mahalle" edebiyat, sanat, düşünce gazetesi sayı:1 Abdulkadir AKDEMİR 21:41 - 2009-11-19 - yorum {yok} - yorum yaz
|
Hakkımda Şiir ne zaman varlık ve yokluk meselelerine girerse o zaman sözün hakkını veren hatipler doğacaktır. Biz ki yaşamak hususunda bu güne kadar hiç olmadığı kadar acemiyiz. /... Saçlarımız hep aynı dökülürdü ey insanlar / Sert bir gölgeye çarpar sendelerdik / Aldandığımız kadınlar her köşe başında / Et dilenirdi / Nerden bilebilirdik / /... iletişim: edebiyatdeposu(at)hotmail.com Ana Sayfa Profilim Arşiv Kategoriler
- BİZİM MAHALLE EDEBİYAT, DÜŞÜNCE GAZETESİ - FOTOROMAN - Sesli Harflerle Üzülüyorum - KEŞKE YALNIZ BUNUN İÇİN SEVSEYDİK BU ŞİİRİ: CEMAL SÜREYA / AkkA - ŞEHRENGİZ DERGİSİ SAYI:3 / İZ / AKKA - The World Was Like a Boring Short Film* / BİZİM MAHALLE / AKKA - SUSUN! SÖYLÜYORUM... - MUSTAFA CELEP’İN DÜNYA “ÇIKARTMA”SI ADINA BİR SESLENİŞ - Değirmen Dergisi 19. Sayı / Yüzyılın Kitapları Seçkisi / AKKA - SÖZ / AKKA - While My Footsteps Were Weeping to Pudding Stones* / AKKA - Yediiklim DERGİSİ 234 / Yorgun Tapınağın Yeşil Yağmurdaki Halidi - YAR-I GECE - Şehrengiz Dergisi 2. Sayısını Çıkardı - KALK GİDELİM |