HER HÜZÜNDE NİCE ZAFER BESLERİZ / BU BİR TARZ MESELESİ

müzik dinle video izle

Derin Dondurur Ölüm



Derin Dondurur ölüm

Buharlaşan kanımızın ardından
Gardiyan marşları yükselirdi, göl olan zamanda


Zaman aşımına uğrasa da yıllıklarımız
Can çekişirdik çocukluğumuzla


Ve koca bir dağın gölgesi düşerdi üstümüze
Ölmesek de ağır yaralı dualarla
Süpürürdük tenimizi zeminden


Sair zamanlarda kaybettiğimiz kanları çok aradık
Para bulduk, altın bulduk, altından kalkamadık
Bir tek aradığımızı bulamadık


Mevlasını bulamayıp
Belasında karar kılanları gördük
Boy aynalarında


Arpa boyu yol alamayanları,
Ölümünün arpadan olmasına razı olanları,
Başını kuma sokanları
Ve ölenleri sonra…
Gömdük gözden uzak bir yere


Düşünüyorum da şimdi
Hiçbir şey bu kadar soğuk olmamıştı

 

 

Filbahar 11

Abdulkadir AKDEMİR

14:28 - 2009-04-25 - yorum {yok} - yorum yaz


VESAİRE




VESAİRE

 

-Yaşar Bedri için-

 

Kandık aczin teranesine kirli sularda hüsran

Bağışlamak yoktu. Ne kadarsa metelik o kadar semirme

Rolümüzü takınarak günahkâr ellerine tahrik olurduk

Duvaksız, bohem biraz da akrep boğumu sezgisi işte

Nerede kaldı çıkmadan süründüğümüz günahlar

 

Kötürüm evlerde sesteş rivayetler

Hangi mektuba düşse kalem hasret eseriz

Ve hangi rimel uzatır içimizdeki hasreti bu denli

Sofu görünümlü avuç içi pejmürdeleriz

İki kalp arası sıkışan sessizlik gibi

 

Toprak esti ağaçlara sonbahar

Can alıcı sözler esti, can alıcı yapraklar

Façayı düzdük yollara ne kadar hicap

Kul hakkı biraz yıkıntı müstesna

İşkilleniyoruz biraz da

 

Kulpuna uymayan bahar

Mahfazaya sinen isyanlar ve elbet rüzgâr

Sandık lekesi vesvese

Tahrikçi kuşlar

Ne kadar tahribat

Hayal çizgisi

 

Soprano kadın sesi yorgunluk tezat

Tedavülde mezhepler kesiksiz kadavralar

Taşların yorgunluğunu kim anlarsa fırlattığımız

Kalbura çevrilen yüzümüzle

Her gün başka yanımız

Ona dönük kıblelere dua ve da’lar

 

Yalnızca beyaz dokunmaz yaramıza

Sargı kefen sus bir ara sessizlik bir ara

 

Tavşan dudağı ıslık sesleri belki hüsran

Duman düşmüş duldalarda eşkıya korkusu

Er geç gelecek bu sefer de yalnızız

Kırık haramiler dilde uçkura dönen sözler

Eskimiş tenlerde kadife çiçeği tekrar bahane

Kadınlık beyhude kadimlik beyhude

 

Bu etiketler çatlatır değersizliği

Ederi nedir çamursuz patikaların

Ne eder ki içimize yağmayan yağmur

Hiç olmazsa paçamızda taş kesikleri

Kırağıların hükmüne halel getirir

Kırbamızda küçük küçük kırbaç sesleri

 

Hasat erken geldi bu yaz

Ölüm ayrılık vesair

Birkaç taş, düşer şehir

Ve ben biraz da…

 

 
yankı edebiyat dergisi sayı:2
filbahar 8
Abdulkadir AKDEMİR

17:08 - 2008-12-21 - yorum {yok} - yorum yaz


Kapıdakini Beklerken





Kapıdakini Beklerken

Ölüm ne kadar uzaksa
Akşamlarda o kadar yalnızlığım vardır
Duvar yazılarından artırıp mürekkebi
Ağacı sivri bir kalem gibi dikip
Dağın yumuşak karnına
Toparlanıp akan suya
Yol olmak vardır

Bugün sıska yürekli olmadan
Kaç ayna kendiliğinden çatlar
Ödenmeyen hesaptan bir şey kalmaz yanına
Kuyruk hep önünde gidiyorsa
Tuttuğun yolu vurmadan topukların
Kaç geceyi sulandırabilir ki güneş
çektirdiğin resimlerde yaşlanır yüzün

Gafil rüzgârın bindiği dala kastı var
Kanı bozuk adam çürürken
Kaç damar sömürür serumlar
Af dilesem izi kalır mı günahlarımın
Uykumu kemiren güneş ürkek bakışlarımdan
Ne kadar çekinir
Kuzgunların dansı ile eksilirken bedenim
Kaç annenin yüreğine bir ateş düşer

Kulağı kapıda ölüm bekleyen,
Karanlık korkusundan arındırıp
Terli paranoyaları yıkarken
Yüzüstü, çukurda bir parça suya düşen ay
Paçalarını kırıp girsen de, bataklık
Üvey bir anne gibi yalanla çeker bağrına
Ha bugün ha yarın ölüm beklersin
Kulağın kapıda…

Alevlerden köprü olur dünya
Ben, yanmayı beceremeyen bir kâğıt rüzgârda

 

filbahar-7
Abdulkadir AKDEMİR

19:32 - 2008-11-10 - yorum {yok} - yorum yaz


SANA GİDİYORUM

SANA GİDİYORUM


I


Peçesinde doğuşun izlerini taşır seher
Sur çekilir figan şehri önüne
Mehtabına dalıp gider serçeler
Hasretin tazyikiyle savrulur sesin
Yıllanan güzelliğinde züleyha
Aşkı g/özlerim


II


Kürtajı neşterin sanadır
Savururken gözyaşını yarama
Gözlerime dalıp dalıp ağlama
Karanlık süzülür dudaklarımdan
Sana geliyorum derken
Adım yalandır
Yalan…


III


Sensizlikle kuşanmış bu geceye haksızlık olur
Feyiz aldığım Hürrem daima mahrem olur
Asli şenlik yüreğimin coşkunluğudur
Gözlerin, ellerin elem doğurur
Küstah görme beni acizim elbet
Bir şafak daha sökmeden
Bahar gelmez
Ya ben ya bahar demek


IV


Sustun?
Çek ellerini
Hayatından sökerim beni


V


Şimdi ölüme koşan dileklerin
Geçmiş zaman kiplerine yazdım adını
İsrafil’in ölüm marşı düşerken geceye
Susuşları çatlamış bir şiirle
Sana Gidiyorum


filbahar-4

Abdulkadir AKDEMİR

 

13:15 - 2008-10-19 - yorum {1} - yorum yaz


Cinayet ve Nedamet

Cinayet ve Nedamet


                          Sabra kehanet düşürmüş gece
                          Muradına erecekken cümleler
                          Herkes gibi düş/tüm ben de


-dı,


Dün pencerem solarken yakmıştım seni
Hallac’ın cinayetine tanık gözlerimi
Küllerine gömdüm, sonra
Üstüme sildim ellerimi


-r,


Dişlerimi sıyırdım, delirdi urgan
Kan/yakmış sözlerini
Sarhoş eden bu nurdan
Cani samyellerini
Sildim, attım yakamdan


-cek,


Islak bir zatürree indi alnıma
Sürmeliydi şafak vakti
İntihara meyilliymiş ipek böceği
Kozasını örmüş boynuna
Boğum boğum sevdaya


-dı,


İnsicamında perdeler, dedim kül rengi
İnsaniyet tükenmiş niyetlerinde
Hacze mahkûm, kırılsın kollar, yaz kızım
Erkek dediklerin etek giymiş sözün üstüne
Hükmüm karanlığa kazılsın


-yor,


Kanlıydı hem de ellerim
Halsizdim, çaresizdim
Yetişemedim…


-dı,


Darağacına gömdüler Mansur’u
Toprak ağlarken /…/
Sallandı bir zaman aşk
Çıkarken nuru


Utandım
Küllerine gömdüm gözlerimi


filbahar-5

Abdulkadir AKDEMİR

19:41 - 2008-09-23 - yorum {yok} - yorum yaz


Haya Tufanı




HAYÂ TUFANI

                            -bir tufan ki cismi değil ismi süpürür-


Yosma dolu sayfalara bakmıyorum yaklaşık
Doğduğumdan beri, vazgeçtim yani artık
Ağız dolusu gülüyor çocuklar, imreniyorum
Ölüm musikisine denk oluyor sesleri


Yangınların ortasındayım, sönük ve isli bir kor
Karanlığı üstüme ateşiyse ciğerlerime çekiyorum


Sabaha karşı hıçkıran bir doğum lekesi sinmiş
Odama iliklediğim sevinç yağmura bedel
Hayır, solmamış zulamdaki derince kara
Yıllanmış beyazlığın son durağında saçlarına serilmiş
Faili ayan beyan suskunluk marazında


Alacalı görünür bazı bakışlar ölümüne hin
Pusuda bekliyor / elbet gideceğiz, ölüme gelin
Diye seslenecek ve kabaracak sesi
Sakin, rüzgârsız bir deniz gibi
Bağrında fırtına taşıyor hayat


Zamanlı zamansız sıkışıyor kalbim vuslatın
Ak bulutları sinmişken bu şiddet, celal muhasebesi
Nedendir, nasılsa, niçinler hayâ sızmış yanaklarımda


“Biraz kof biraz da can pazarı
Ölüm işçisi haykırıyor adımı”

 


filbahar-6
Abdulkadir AKDEMİR

 

 

15:47 - 2008-09-22 - yorum {yok} - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Hakkımda
Şiir ne zaman varlık ve yokluk meselelerine girerse o zaman sözün hakkını veren hatipler doğacaktır. Biz ki yaşamak hususunda bu güne kadar hiç olmadığı kadar acemiyiz. /... Saçlarımız hep aynı dökülürdü ey insanlar / Sert bir gölgeye çarpar sendelerdik / Aldandığımız kadınlar her köşe başında / Et dilenirdi / Nerden bilebilirdik / /... iletişim: edebiyatdeposu(at)hotmail.com
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Kategoriler
Son Yazılar
- BİZİM MAHALLE EDEBİYAT, DÜŞÜNCE GAZETESİ
- FOTOROMAN
- Sesli Harflerle Üzülüyorum
- KEŞKE YALNIZ BUNUN İÇİN SEVSEYDİK BU ŞİİRİ: CEMAL SÜREYA / AkkA
- ŞEHRENGİZ DERGİSİ SAYI:3 / İZ / AKKA
- The World Was Like a Boring Short Film* / BİZİM MAHALLE / AKKA
- SUSUN! SÖYLÜYORUM...
- MUSTAFA CELEP’İN DÜNYA “ÇIKARTMA”SI ADINA BİR SESLENİŞ
- Değirmen Dergisi 19. Sayı / Yüzyılın Kitapları Seçkisi / AKKA
- SÖZ / AKKA
- While My Footsteps Were Weeping to Pudding Stones* / AKKA
- Yediiklim DERGİSİ 234 / Yorgun Tapınağın Yeşil Yağmurdaki Halidi
- YAR-I GECE
- Şehrengiz Dergisi 2. Sayısını Çıkardı
- KALK GİDELİM