HER HÜZÜNDE NİCE ZAFER BESLERİZ / BU BİR TARZ MESELESİ

müzik dinle video izle

TROYA ALDANIŞI

Kategori: Yanki DERGISI



 

TROYA ALDANIŞI

 

Athene hem kurnaz hem taraf tutan. Hani yardımıyla Epeiosa tahta atı yaptırmıştı. Hani Troyalılara koca tahta bir ölüm hediye edilmesine sebep olmuştu. İşte böylece nokta koyuluyordu on yıl süren savaşa.

 

Tahta at o geniş karnıyla ve sisli yüksekliğiyle kısa bir sürede tamamlanmıştı. Odysseus her şeyi hesaplamış son kez yapılacakları kontrol ediyordu. İlkel fakat muhteşem ölüm makinesinin içine girip gerçekliğini hissetti. Zaferin kırmızı kokusu şimdiden doldurmuştu bu ahşap mekânı. Sonra dışarı çıktı ve yenilgi süsüne bürünmek için askerlerin kaldığı barakalardan birine ilk kıvılcımı kendi saçtı. Büyük bir zevkle yaktılar hepsini.

 

Troya habersizdi aldandığından. Bu ateş kaç kavmi aldatmıştı oysa. Odysseus otuz asker aldı yanına ve gizlendiler atın karanlığına. Ahşap sessizlik geniş bir alana çekildi. Yalandı göz göre göre, ağır bir çekiş ile söylenen sessiz ve ağır bir yalan. Sonra binlerce asker gidermiş gibi yaptılar gemilerle suyun yüzünde. Gemiler dahi inanmıştı bu oyuna. Sere serpe rüzgârlarda yelkenleriyle dönüşü kutluyordular. Oysa onlara olduğu gibi deniz perde çekmişti Troyalıların gözüne. Dünya yuvarlaktı bilmiyordular lakin. Ne kadar gitse de gemiler buradaydılar aslında. Büyük bir göz gibi Troyalıların tam üstünde.

 

Gözcüler surlardan olan biteni hareketsiz bir şekilde izliyordu. Durumun nedenini anlamaya çalışıyordular. Bu da neyin nesiydi? Artık korku yok muydu, savaş yok muydu? Barışın şekline bezenmiş bu at bitişin, mutluluğun, zaferin adı mıydı yoksa? Bilmiyordular tüm İlyon halkı gibi.

 

İçlerinden biri “onlardan hayırlı bir şey gelmemiştir bize. Bu atı acımasız, sert tunçlarımızla paramparça edelim” dedi. Tunç sertti. Tahta bir atı yerle bir edebilirdi. Ezebilirdi kuşkusuz. Çekilen onca acıyı böylesi zavallı bir attan çıkarabilirdiler. Ama yapmadılar bunu. Kabul görmedi bu düşünce. Oysa yaşamanın ilk anahtarıydı bu öneri. Ve yapılsaydı eğer tunç ile vurulup paramparça edilecek olan İlyon halkının var olma anahtarı olacaktı.

 

Bir diğeri şöyle seslendi şehrin çelikten kapısına yığılan halka: “ bu kötülük tohumuna için hiç ısınmadı. Yaydığı hava canımı sıkıyor. O yüzden onu yalnızca büyük suç işleyen suçluların ölüme yollandığı sarp uçurumdan keskin kayalıklara atalım. Tahta melanet kayalara çarpıp tok bir ses çıkardıkça ölen yiğitlerimiz zafer şarkımızın en gür notalarını dinlesin” dedi. Oylama yapıldı. Demokrasi bu kez yok oluşu seçecekti. Bu alımlı tahta atın tanrılara zaferin karşılığında bir adak gibi şehrin ortasına koyulması kararlaştırıldı. Nesiller boyu gurur kaynağı olacak bir zafer nişanı olarak.

 

Atın içerisinde ise titrek bir bekleyiş vardı. Yapılan tartışmalar çok net duyuluyordu sonradan ölüm ile özdeşleştirilecek askerler tarafından. Atın ise kendisi gibi tahtadan olan dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme hâsıl olmuştu. Bu durum güçlü Athene’nin hüneriydi fakat kimsecikler fark etmedi. Troyalılar büyük coşku seli halinde ölümü içeri alıyordular. O kadar çok kişi omuz vermişti ki ata, bir tahta atın bu denli ağır olmaması gerektiğini kimse düşünememişti. Akacak kanı bekletmek olmazdı. İlyon halkı pek de sevmeyecekleri bir kaderi el birliğiyle yazıyordu. Vakit geç olmuştu. Acılar sona ermişti. Adet üzere zafer ertesi büyük bir şölen düzenlenecekti. Kutlamalar için çok güzel bir hava vardı. Birazdan tümü aynı anda kayacak yıldızlarla bezenmişti gökyüzü. Daha uzun yıllar süreceğini düşündükleri savaş için ayırdıkları yiyeceği ve şarabı getirdiler şehrin meydanına. İsraf etmekten de çekinmediler. O gün toprak iki kırmızıya doyacaktı. Önce şaraba sonra kana…

 

Vakit gece yarısından bir hayli uzaklaşmıştı. Atın midesine sinen askerler iyice sabırsızlanıyorlardı. Ünlü komutan Odysseus ise uygun zamanı gözlüyordu. Gemiler geniş bir yay çizerek tekrardan sahile yanaşmıştır diye düşündü. Ve düşündüğü gibi gemiler geri dönmüş, askerler ise surlara yakın bir yerde karanlığı örtünerek gizlenmişlerdi. Komutan atın oyuk gözlerinden sızmış şehri izledi. Ölüm tanrısının şekline bürünecekleri an gelmişti. Sessizce süzüldüler atın karnından. Ufak tefek gürültülerin çıkmasını engelleyemiyordular fakat bu sesler sızanların soğuk horultularına karışıyor ve duyulmadan kayboluyordu. Birkaç asker kapıyı açmak için görevlendirilmişti. Açık kapıda bir fırtına oluşmuş ve cereyanın kollarına bırakmıştı kendini şehir. Ölüm belli belirsiz sesler çıkarıyordu. Kanın şorultusu, kılıç sesleri, vıcık vıcık kırmızı bir şehir. Gökyüzünden yanarak düşen bir meteor gibiydi surların içi. Ne içindi bunca vahşet? Soysuz tanrılar! Ve bir kadın için!

 

 

Ne zaman anlatılsa bu savaş

Tahta atın oyuk gözlerinde o gün gördüğü

Kan, vahşet ve ateş yan yana dururdu

Akmadan hala

 

 

Yankı edebiyat dergisi sayı:2

Abdulkadir AKDEMİR

10:45 - 2008-12-30 - yorum {yok} - yorum yaz


TİTREMİYORSA ELLERİN, VAZGEÇTİM

Kategori: Yanki DERGISI







Kumru Şiir Sitesi, 5. Şiir Yarışması "Övgüye Değer" Ödülü


Titremiyorsa Ellerin, Vazgeçtim

Uzun süreli ruyalarda savaşıyorum son zamanlarda
Yalnızlığıma kan sıçratan rüyalar
Seversem ölüm olacaksın biliyorum
Kanatırcasına seveceğini gözlerinle...

Kan tutar beni biliyorsun, sen bıraksan da olur

Mart yirmi beş sayıklıyorum son günlerde
Bulutlar sağılıyor dudaklarıma, adın
Bir çocuğun besmele çekişi oluyor bazı zamanlar
Ama hak etmiyorsun çaldığım erikleri gülüşümle

Küsüyorum, gerçi konuşsam da sessizce anlamıyorsun

Gelse diyorum yaz, kırılmadan serçeler
İnan ki onları düşünüyorum boş verdim beni
Elime düşüyor hani gagaları, her adını yazdığımda
Virgül oluyorlar, şiirim kan oluyor

Gideceğini duyduğum an canlanıyor tüm kuşlar

Suçlu çocuklar çıbanlarımı taşlıyor
Taş basıyorum yarama ve bir uğur böceğinin
Kanatları ağarıyor güpegündüz
Kaçış planının sonuna bir nokta gömüyorum

Ellerin titremiyorsa çıkar gözlerimi şimdi

Çıkar gözlerimi ve unuttur okumayı
Elinin kalemle izdivacı acıtıyorken
Derli toplu hüzünlerini görmek istemem
Sıfırın altında saklıyorum sıcağı

Soğuktan ölmek ne zormuş, vazgeçtim

Tüylerim diken diken batıyor tenime
Bir tufan patlatıyorum kirpiklerimle
Gözlerime doluyor hayli zaman
Bir yunus boğuluyor denizlerimde

Oysa elini uzatsan git diyecektim zaten

Başka yolu olmalı kendimden saklanmanın
Anlaşılan gözlerimi kapatmak yetmiyor
Pencereyi siliyorum olmadı bu şiir
İçime bu kış sabahı ayaz kesikleri doluyor

Kesip parça parça içimden aldığın sen oluyor zaman

Bir kaşık tuz oluyorum denizde
Ve her damlada biraz ben varım
Ve her dalgada biraz gözyaşım
Bırak beni diyorum gitmek yakışır sana

Gidiyorsun,
Bir gonca canlanıyor yanı başımda
Ben ölüyorum


Abdulkadir Akdemir

seslandiren: Derya BAŞER

13:31 - 2008-12-16 - yorum {4} - yorum yaz


Herkes Gibi

Kategori: Yanki DERGISI





HERKES GİBİ

 

Tüm bunları istememiştim

Bana sade bir aşk verilecekti

Eksiksiz hüsranlar değil

 

Ne yaparsan yap tertemiz gidemiyorsun

Kefil olmuyor zaman

Kefenlik para bulamıyorsun

Ağrılarını salıyor yağmur, dayan

 

Hangi rüzgâr kendi kokusunu getirmedi ki

Uykusuzluğun acısı ezerken gözlerimi…

 

Güneşi ağlatma

Yanaklarını kavurur hararet

Olur ki ellerimi gözyaşlarıyla yıkarım

Bir mızrak boyu yaklaşırsa

Kendimi yakarım

 

Başa sarmak bile kurtarmaz beni

Ardımdan gelsen de acımam artık

 

Gelme şimdi sakın

Sana yakışan o uzak diyarlarda

Ecrimin tersiyle avuçlarımdan

Aşağıya bıraktığımsın

 

İstiflenen eriyikliğim tabloda

Sana çıkmıyor bu yol farkındayım

Han eskidi, yol yorgun

Dergâhımızın kapısından

Tütüyor efkâr biliyorsun

 

Biraz bile kalmadın şimdi

Sindi ezberim

Vermiyor dilime dahi seni

Ayıplandığımı unuttum

Ve unuttum unutulduğumu

İpe serdim geçmişimi

 

Çıngırağın sesini işitiyorum

Sakındığım huylar sevdi beni

Susuzluğunda dudaklarına değen

Kurna olmalıymışım

Artık yoksun

Herkes gibi

 


yankı edebiyat dergisi sayı:1
Abdulkadir AKDEMİR

 

 

 

 

10:49 - 2008-12-01 - yorum {1} - yorum yaz


Artık Gözlerinde Bir Başkasıyım

Kategori: Yanki DERGISI


DİNLE BENİ


ARTIK GÖZLERİNDE BİR BAŞKASIYIM


Artık gözlerinde bir başkasıyım
Mümkün değil matemine alışmam
İlham uzak dursa hüzün bir uçurum
Sükûn ile titreyen dudakların yasıyım
Hicran dolu yüzünde biçareyim hem
Artık gözlerinde bir başkasıyım

Tesadüf belki yalnızken katlanmak
Unutursan ne farkın kalır katilden
Mahvedip kurtuldun ya kahırla anmak
Ve her gün biraz daha yok olmak neden
Sönmeyecek bir yangındım dudaklarında
Artık gözlerinde bir başkasıyım

Serseri dikkatler var yıldızlar nazarında
Bakir bir ölüm düşlemiştim ne çare
Bugün hayli zifirdi, biliyorum yarın da
Nasihatler arasında döneceğim avare
Bir ümit bekliyorum ne uzak ne de yakın
Artık gözlerinde bir başkasıyım

Zilletin, deprem, firak yağdı içime
Örtün beni bu soğuk yalnızca bana kalsın
Maziyi tazelemek saçma teranesine
İnanmak yok artık  yalan dolu sesine
Fark ettim yalanını ışığında yıldırımın
Artık gözlerinde bir başkasıyım

Odalar hasta dolu, ayyuka çıkan şifalar
Tesellisi uykudur yolcunun yolda ve mezarda
Zaman çırpınır tende ölüm sinsi kovalar
Her hüsrana bir çizik, acıttığım duvarda
Ebedi bu yanıklar ruhumda, sıyrılmasın!
Artık gözlerinde bir başkasıyım

Artık gözlerinde bir başkasıyım
Dursaydı inecektim dünya, aynıyım bugün
Vakur adımlarımda inilti yaymayacaktım
Vurmadın öldüm, vursan yaşayacaktım,
Harab bir mum gibi söne söne uyandım
Artık gözlerinde bir başkasıyım


Abdulkadir AKDEMİR

 

12:15 - 2008-10-08 - yorum {yok} - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Hakkımda
Şiir ne zaman varlık ve yokluk meselelerine girerse o zaman sözün hakkını veren hatipler doğacaktır. Biz ki yaşamak hususunda bu güne kadar hiç olmadığı kadar acemiyiz. /... Saçlarımız hep aynı dökülürdü ey insanlar / Sert bir gölgeye çarpar sendelerdik / Aldandığımız kadınlar her köşe başında / Et dilenirdi / Nerden bilebilirdik / /... iletişim: edebiyatdeposu(at)hotmail.com
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Kategoriler
Son Yazılar
- BİZİM MAHALLE EDEBİYAT, DÜŞÜNCE GAZETESİ
- FOTOROMAN
- Sesli Harflerle Üzülüyorum
- KEŞKE YALNIZ BUNUN İÇİN SEVSEYDİK BU ŞİİRİ: CEMAL SÜREYA / AkkA
- ŞEHRENGİZ DERGİSİ SAYI:3 / İZ / AKKA
- The World Was Like a Boring Short Film* / BİZİM MAHALLE / AKKA
- SUSUN! SÖYLÜYORUM...
- MUSTAFA CELEP’İN DÜNYA “ÇIKARTMA”SI ADINA BİR SESLENİŞ
- Değirmen Dergisi 19. Sayı / Yüzyılın Kitapları Seçkisi / AKKA
- SÖZ / AKKA
- While My Footsteps Were Weeping to Pudding Stones* / AKKA
- Yediiklim DERGİSİ 234 / Yorgun Tapınağın Yeşil Yağmurdaki Halidi
- YAR-I GECE
- Şehrengiz Dergisi 2. Sayısını Çıkardı
- KALK GİDELİM