HER HÜZÜNDE NİCE ZAFER BESLERİZ / BU BİR TARZ MESELESİ

müzik dinle video izle

SÖZ / AKKA



SÖZ

 

Bizim bahçemizde dört mevsim sert rüzgârlar eserdi

Yazın çatlaklığı kadar sert rüzgârlar

Kavak ağaçları sallanırdı, düşen her yaprakla sallanırdı

Saçımdan bir telin daha kopup gittiğini fark ederdim

Ve yaprakların yığıldığı tümseğin altında kalan

Hep bendim

 

Dedim ya rüzgârlar çok sert eserdi kavak ağaçlarıyla çevrili bahçemizde. Daha olmamış kuşların firarına göz yumardı bu rüzgârlar. Yağmur gibi yağardılar üstümüze, ölüm haberleri gibi düştüğü yeri yakarak üstelik. Ölümü ilkin orada tanıdım. Teneşiri üç beş keskin diş olan uzun bıyıklı ölümü. Şimdiden söyleyeyim. Bu hikâye biraz kanlı. Kan görmeye dayanamıyorsanız kulaklarınızı kapatarak dinlemelisiniz beni. Ne kadar büyüdüysem olmadı ben de dayanamıyorum acıya bu denli. Anlattıktan sonra sileceğim kelimeler sunacağım şimdi size. Susamam yoksa kıpkırmızı kesilir dudaklarım.

 

Kavak ağaçları bir işe yaramamaları ile meşhurdurlar. Yalnız, bu sefer için farklı bir şeyler vardı. Yeni bir başlangıcın özüne dikilmiş ağaçlardı etrafımızda bulunanlar. Bu ağaçların toprağa bağı güçlü olmasa da gökyüzüne ulaşma arzuları o denli büyüktü. Öyle ki kavak ağaçları sağa sola çatallanmadan, tüm güçleriyle yukarıya doğru uzamaya çalışıyordular. Cevabı bilen öğrenciler gibi ısrarla yükseliyordular rüzgârları hesap etmeden.

 

- “ Babacığım kavaklar bir işe yaramıyorsa neden diktin ki bu kadar ağacı bahçenin etrafına?”

 

- “ Anlayana, kararlılığı ve dik durmayı öğrettikleri için”

 

Desteksiz, dalsız budaksız nereye kadar dik durulabilirdi. Hem kuşlar yüksekliğine aldanıp ince ince dallara yuva yapıyorlardı ve yalnızca bizim bahçeye özgü olan o sert rüzgârlarla daha kanatlanmadan ölen yavruların minik çıtırtılarını duymak zorunda kalıyordum. İçim gidiyordu. Kimse bilmiyordu.

 

-“ O kuşlar yalnızca ölüyor ve aldanmalarının cezasını böyle ödüyorlar. Peki, insan için ölmek bir ceza mıdır? Hayır, tabiî ki değildir. Asıl ceza bilmediğimiz zamanda ve bilmediğimiz bir yerde verilecektir. Aldanmanın cezası ölüm olamaz ki. Ölümün dahi basit kalacağı yerdeyiz. Sonsuzluk için yeniden ayağa kaldırılacağımız müjdeleniyor hak edenlere. Ölüm ceza olsaydı kim razı olmazdı ki bu cezaya, kim razı olmazdı ki…”

 

 “ Yani kuşlar için endişelenmene gerek yok oğlum. Canlı bulduklarımızı yuvalarına koymaya çalışırız ama sende diğerleri için üzülmemeye çalışmalısın. Bak sana ne diyeceğim. Bu kavak ağaçları da bir gün yanıltabilir seni. Aklından çıkarma bunu.”

 

Ağaçlar büyüyordu, kuşlar ölüyordu ve kuşlar ölüyordu ağaçlar büyürken. Rüzgâr ne zaman bahçede volta atsa, yaprak gibi dökülüyordu kuşlar. Aşağıda ben bir mezar bekçisi. Tutamadıklarımda toprağın kemik sesleri. Ve kavak ağaçları beni hiçbir gün yanıltmıyorlardı.

 

-“ Evlat, tutunamayanlar en güçsüz olanlarımızdır. Ve biz rüzgârın nerede, ne zaman eseceğini bilemeyiz. O nedenle zamanı geldiğinde tutunabilmek için rüzgâra karşı nasıl yürünmesi gerektiğini de öğrenmeliyiz.

 

Ama ölüyordu kuşlar. Hem miniciktiler. Bahçemizde gece gündüz ölüm seramonisi. Söz dinletemiyordum bu ağaçlara. Ne kadar bırakmayın ki ölmesinler desem de yine bildiklerini okuyordular. Tanısınlar beni dedim. Ne kadar üzülüyorsam o kadar da sinirleniyordum bu kayıtsızlığa. “Kayıtsız kaldığınız her gün için acımla acıtacağım canınızı” dedim, dinletemedim yinede.

 

-“ Adımızı bir şeylerin altına düşüyorsak, bunlar bir gün gelip de keşke diyerek silme ihtiyacı duymayacağımız şeyler olmalıdırlar. Zararın neresinden dönersen dön kâr adına sana kalan pek bir şey yoktur aslında. Kalan gidenin bir parçasıdır ve giden de senin. Her halükarda zararın büyüktür. Bunu böyle bilmelisin.”

 

Bu ağaçların kazımaya elverişli, geniş gövdeleri vardı. Ne de olsa yirmi yıllık maziye yaslanıyorlardı. Kazıyordum yazmayı yeni söken çocuk edasıyla. Verdiğim acıdan da zevk alarak yazıyordum.” İşe yaramaz ağaçlar ve ismimin baş harfleri”. Fakat yine de dinmiyordu rüzgâr, her güne ölüm haberleri. Kafataslarıyla içtiğim tatsız haberler geliyordu.

 

Mevcut azalmıyordu aslında

Doğal döngüydü sadece devam eden

Doğan ölüyordu

Ölen doğacaktı

Babam ölecekti

Giden dönmeyecekti

 

Her yanıma kuşlar düşüyordu. Kuşlar üşüyordu ben titriyordum. Babam susuyordu ben küsüyordum. Kavaklardan bir kaçını kesmeye geldiler. Babamın ölmeden önce vasiyetiymiş. Belli uzunluklarda kesip düzenliyorlardı. Öcümü bu korkunç testere alıyor gibiydi. Aslında içim acıyordu bir taraftan. Babamdan bir tek onlar kalmıştı. Onlarda gidiyordu.

 

Bir yol ki bitmeyecek sanki. Her gün yürüdüğüm bu yol ne kadar da uzunmuş meğerse. İki ölü taşıyorum. Biri omzumun üstünde biri ise tenime asılmış. Ağırım anlayacağınız ağrılarım kadar. Varıyoruz. Beyaz bir bulut çıkarıyorlar dört köşeli viraneden. Ve karanlık çukura indiriyorlar. Dayanamıyorum.

 

Bahçede rüzgârın kanadından kırıp düzeltilen ağaçları tek tek diziyorlar babamın üstüne. İçerde gök gürültüsüyle bir sağanak başlıyor. Damlalar içime ağaçlar karanlığa diziliyorlar. Toprakla kapanmadan önce ağaçlardan birinin üzerindeki yazı dikiliyor gözüme. “İşe yaramaz ağaçlar ve ismimin baş harfleri”. Gözümü toprakla dolduruyorlar. Suskunluğa gömülüyorum…

 

Ağaçlar kesildikleri yerden eşkin verdiler

Eskiden bihaber, köhnemişlik sindi her yere

Çocuklar fark etmiyor bunu biliyorum

Bahçemizdeki o sert rüzgârlar da yerini

Koca bir boşluğa bıraktı

Ölümün o çılgın seslerini

Artık ben çıkarıyorum

 

-“ Bu hikâye çok eski zamanlardan beri anlatılır. Anlıyorsun değil mi oğlum kavaklar da bir gün işe yarayacaktır. Bu kesilmiş kavakların eşkinlerini de bir gün benim için kullanacaksınız. Aklından çıkarma bunu.

 

-“ Tamam, baba söz. Ne olur üzülme. Yine dolmasın gözlerin”

 



Yankı edebiyat dergisi sayı:2

ABDULKADİR AKDEMİR


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

00:04 - 2009-10-29 - yorum yaz


el-cevaab

yok aslında ben orda kendimi övdüm dikkatli okuyucu dan saydım kendimi:))
neyse şaka bi yana da kardeşim bir şeyler yapmaya uğraşacağım.
fırsat buldukça çeşitli blogları ve öykü şiir sitelerini inceliyorum birikim olmadan hiçbir şey olmaz varsa da bi yetenek körelir gider..inş. kardeşim sizin bir şeyleri başarmanızla sevinmek de bize yeter...

malida - 2009-11-10 13:49:27 - 2009-11-10 13:49:27


eyv.

Mali çıkarımlarda bulunman güzel. Sağolasın. Biliyorsun her zaman içindeki cevheri çıkarmanı istemişimdir. Güzel hikayeler karala gönder bize. Yakında "bizim mahalle dergi" çıkacak inş.

Düzenleyen abdulkadirakdemir gün: 2009-11-05 saat: 21:20

abdulkadirakdemir - 2009-11-05 21:19:08 - 2009-11-05 21:19:08


:)

Sosyal mesaj yüklü olmasina ragmen insani bogmamasi, başariyi kanitliyor.. Edebiyati amac olmaktan çıkarıp "birseyler" e arac haline getirme niyeti dikkatli bir okuyucu tarafindan seziliyor.. Ayrıca bi on-onbeş tane de yan fikir cıkarılabilir.. Hülasa : güzel ve keyifliydi ..

Düzenleyen abdulkadirakdemir gün: 2009-11-05 saat: 21:13

Malida - 2009-11-04 21:44:09 - 2009-11-04 21:44:09


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Hakkımda
Şiir ne zaman varlık ve yokluk meselelerine girerse o zaman sözün hakkını veren hatipler doğacaktır. Biz ki yaşamak hususunda bu güne kadar hiç olmadığı kadar acemiyiz. /... Saçlarımız hep aynı dökülürdü ey insanlar / Sert bir gölgeye çarpar sendelerdik / Aldandığımız kadınlar her köşe başında / Et dilenirdi / Nerden bilebilirdik / /... iletişim: edebiyatdeposu(at)hotmail.com
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Kategoriler
Son Yazılar
- BİZİM MAHALLE EDEBİYAT, DÜŞÜNCE GAZETESİ
- FOTOROMAN
- Sesli Harflerle Üzülüyorum
- KEŞKE YALNIZ BUNUN İÇİN SEVSEYDİK BU ŞİİRİ: CEMAL SÜREYA / AkkA
- ŞEHRENGİZ DERGİSİ SAYI:3 / İZ / AKKA
- The World Was Like a Boring Short Film* / BİZİM MAHALLE / AKKA
- SUSUN! SÖYLÜYORUM...
- MUSTAFA CELEP’İN DÜNYA “ÇIKARTMA”SI ADINA BİR SESLENİŞ
- Değirmen Dergisi 19. Sayı / Yüzyılın Kitapları Seçkisi / AKKA
- SÖZ / AKKA
- While My Footsteps Were Weeping to Pudding Stones* / AKKA
- Yediiklim DERGİSİ 234 / Yorgun Tapınağın Yeşil Yağmurdaki Halidi
- YAR-I GECE
- Şehrengiz Dergisi 2. Sayısını Çıkardı
- KALK GİDELİM